Bluesania: Ürpertici Sırlarla Dolu Gizli Bir Diyarda Yolculuk

Gizemli bir diyar olan Bluesania, kimsenin bilmediği ve çoğu kişinin de adını bilmediği bir ülkedir. Buraya adını veren kişi, bu kelimeyi sadece aklındaki ani bir esintiden esinlenerek koymuştur. Buraya gitmek isteyenlerin karşılaştığı zorluk, sanki upuzun bir tahta merdivenden çıkmaktır; bir bakışta anlaşılan şey, bu ülkenin ziyaretçiler için kapalı olduğudur.
Bluesania’nın sakinleri, sarsılmaz bir huzura sahip, nazik ve anlayışlı insanlardır. Ancak bir gün, dışarıdan gelen bu gizemli yolcu onların gündemini değiştirmeyecek kadar temiz kalpli olmalarına rağmen, kendi iç uyumlarını bozmak istememişlerdir. Çünkü bu ülkenin sakinleri, dünyayı keşfetmek isteyen bilim insanlarının yol açtığı çatışmalardan uzak durmayı seçtiler ve dışarıdaki insanların kendi yaşamlarını tehdit edeceğini düşündüler. Bu nedenle, bu diyarda yeni bir ziyaretçi asla kalıcı olamazdı.
Bir gün beklenmedik bir misafir, dünyanın farklı bir köşesinden Bluesania’ya doğru sürüklendi. Adam, baygın bir şekilde bir yerde yatarken bulundu ve insanlar onu uyandırmaya çalıştı. Su ile yüzüne değen temiz serinlik, onu kısa sürede kendine getirdi. Gözlerini açtığında, karşısında sıcak bakışlı bir sürü insan gördü ve arasından biri ona gülümseyerek: “Bluesania’da bulunuyorsun” dedi.
Çevresindeki manzara büyülenmişti; olağanüstü renkli evler, çeşit çeşit ağaçlar, çağlayanlar ve tahtadan köprüler arasında bir bahçede gezinirdi adeta. “Dünyanın neresindeyim? Kuzey mi Güney mi?” diye sordu adam. Yetkili biri cevapladı: “Burada ne Kuzey ne de Güney var; beşinci yön diye anılan bir yöne konuk olduk bu topraklarda.” İnsanlar henüz bu yönü keşfetmediğinden, ziyaretçilere açık değildir bu yer.
İmanını koruyan Bluesania halkı, ziyaretçiyi konuk ettikleri için memnun olsa da, dışarıdan gelenlerin burada yaşamalarının mümkün olmadığını açıkça ifade ettiler. Zamanla, bu gizemli diyarın sakinleri, bilim insanlarının dünyaya dair uğraşlarını, kendi güvenlikleri nedeniyle sınırlamıştı. Bu yüzden de misafir, teknolojik merakını paylaşmasından önce, kendi hayranlık dolu yolculuğunu anlatmaya karar verdi.
Pastanede getirilen alışılmışın dışında tatlılar ve taze yiyecekler, bu diyarın kendine has bir lezzet dünyasını ortaya koydu. Adam, verilen deneyimler karşısında şaşkınlık yaşarken, dünyadaki benzerlerinden farklı olan birçok tat ile tanıştı. Özellikle kahvaltıda mor bir elma suyuyla başlayıp, mavi bir ekmek ve beyaz zeytinler arasındaki uyumu heyecanla inceledi; bal pulcukları ve gökkuşağına benzeyen reçeller, günün geri kalanında da aklında kaldı. Öğle yemeklerinde yumurta ve meyve karışımları, bu diyarın benzersiz mutfağını gözler önüne seriyordu. Akşam yemeğinde ise ördek etli çorba ile semizotlu çorba salatası, yeşil pirinçli buğday pilavı gibi tabaklar önünde, adam yedikçe daha çok hayran kaldı.
Bilim insanlarına bu tuhaf yolculukla ilgili ayrıntıları anlatmaktan çekinmedi; ancak tarifler burada paylaşılamamaktaydı. Çünkü Bluesania, dış dünyadan gelenlere kendi geleneklerini ve tariflerini açıklamaya kapalıydı. Bir süre sonra paraşüt tamir oldu ve adam vedalaşmaya geldi. Tahtadan merdivenin yanına doğru ilerlerken, bu diyarda gördüğü renkli ağaçlar, huzurlu atmosfer ve enfes yemekler, onu derinden etkiledi. Dönüş yolunda, sözleşmiş gibi bir söz aldı: bu deneyimi kimseye anlatmayacak ve bu hikayeyi bir masal olarak kaleme alacaktı. Ancak her zaman doğru olduğuna inandığı bu masal, sadece onun hatırasına aitti.
Adam, Bluesania’ya dair deneyimini ve bu paranın etkisinde kaldığı duygularını paylaştı; fakat sırları kimseyle paylaşmama sözü vermeyi başaramadı. Şu an bu satırları okurken, bizler de masalın saklı gizemine ortak oluyoruz. Belki de bir gün yolumuz Bluesania’ya düşer ve bu sırları paylaşmamanın ne kadar önemli olduğunu hatırlarız. Ancak gidersek, bu gizli dünyanın kapılarını daima saygı ile korumalıyız.




